Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk askeri darbesi: 27 Mayıs

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk askeri darbesi: 27 Mayıs
​Ülkenin başbakanı ve iki bakanının idam edilmesine kadar varan 27 Mayıs 1960 darbesinin üstünden 63 yıl geçti. 27 Mayıs ihtilalini meydana getiren darbeciler, halkı geleneklerinden ve İslami köklerinden koparıp sözde çağdaşlaştırmak istiyordu.4

​Ülkenin başbakanı ve iki bakanının idam edilmesine kadar varan 27 Mayıs 1960 darbesinin üstünden 63 yıl geçti. 27 Mayıs ihtilalini meydana getiren darbeciler, halkı geleneklerinden ve İslami köklerinden koparıp sözde çağdaşlaştırmak istiyordu.4

"27 Mayıs'ta ne oldu?" sorusuna rahat bir yanıt vermek mümkün: 1950'den ilkin silahlı bir iktidar vardı; o iktidar 1950'den sonrasında silahlı bir muhalefete dönüştü ve fırsatını bulmuş olduğu ilk anda silahına davranıp tekrardan iktidar oldu.

Bu, biçim olarak kafi bir yanıt fakat öz bundan oldukca daha büyük…27 Mayıs'tan ilkin de sonrasında da Türkiye'nin asli iktidarı aslına bakarsak aynıydı. O iktidar, muhalefetin hükümet olmasına giden yolun tahlilini on yıl süresince yapmış oldu ve yapması gerekeni buldu: Seçimle devrilmesi mümkün olmayan hükümet darbeyle devrilecek; peşinden ülkenin her yanını toplumsal açıdan Cumhuriyetin geleceği için tekrardan dizayn edecek adımlar atılacaktı.

27 Mayıs 1960 ihtilali yada darbesi

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşmiş ilk askerî darbe özelliği taşıyan 27 Mayıs 1960 ihtilali yada darbesi, buyruk komuta zinciri haricinde, 37 düşük rütbeli subayın planları ile Tümgeneral Cemal Madanoğlu komutasında yapılmış oldu.

1950 senesinde halkın oylarıyla iktidara gelen Demokrat Parti'nin ülkeyi "gitgide bir baskı rejimine" ve "kardeş kavgasına götürdüğü" iddialarını ortaya atan TSK içinde bir grup subay, 27 Mayıs 1960 sabahı ülke yönetimine el koydu.

Eleştiri mevziler, bu subayların ellerindeki asker ve silahlarla ilkin ordudaki komuta kademesinin etkisiz hale getirilmesi ile ele geçirildi. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, başbakan Adnan Menderes ve bazı hükûmet üyeleri tutuklandı.

235 general ve 3 bin 500 civarında subay (daha oldukca albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edildi. Üniversitelerde bulunan 147 öğretim görevlisi görevden alındı ve bazı üniversiteler kapatıldı. Bununla birlikte 520 başat ve yargıç görevden alındı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun, İstiklal Savaşı kahramanlarından Ali Fuat Paşa, Kore gazisi Tahsin Yazıcı ve emekli olduktan sonrasında DP'den milletvekili seçilen eski Genelkurmay başkanı Mehmet Nuri Yamut da tutuklananlar arasındaydı.

1957 Türkiye genel seçimleri

27 Ekim 1957 seçimleri oldukça sert bir hava içinde yapılmış oldu. DP oyların yüzde 47,88'ini alarak yürürlükteki çoğunluk esasına dayalı seçim sistemi yardımıyla 424 milletvekili çıkardı. İsmet İnönü'nün başlangıcında bulunmuş olduğu CHP ise yüzde 41,09 oyla 178 milletvekilliği kazanmıştı. Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Özgürlük Partisi dörder milletvekilliği kazanmıştır.

1957'de meydana getirilen genel seçimler CHP'nin tüm ayak oyunlarına karşın Demokrat Parti'nin kati zaferiyle sonuçlandı. Milletin ve memleketin kazanılmış olduğu bu sürecin tek mutsuzu ülkeyi kendi tapulu mülkü şeklinde gören CHP zihniyetiydi. Girmiş olduğu üç seçimin üçünde de milletten veto yiyen devrin CHP yönetimi, iktidara giden yolu sandık dışı yollarda aramaya başladı.

Türkiye 1957 seçimleriyle birlikte merkezinde yalanın, kışkırtmanın, iftiranın, provokasyonun bulunmuş olduğu yeni bir politika tarzıyla tanıştı. 27 Mayıs'a kadar dozu devamlı artırılan bu kirli siyasetin hedefi orduyu kışkırtarak askeri müdahaleye ortam hazırlamaktı. Menderes ve arkadaşları CHP'ye yakın basın gösterim organları tarafınca yalan olduğu malum haberlerle yıpratılmaya çalışıldı.

Camilerin kapısına yaralanan kilit Menderes'le beraber kırıldı.

Milletin teveccühüne mazhar olamayacağını anlayan Batı destekli CHP zihniyeti iktidara giden yolu darbecilere koltuk değnekliği yapmakta görmüş oldu.

27 Mayıs 1960 darbesine giden süreç bunun çarpıcı örnekleriyle doludur. Uzun seneler tek parti faşizminin ağır baskısı altında inim inim inleyen halkın Menderes ve arkadaşlarına gösterdiği büyük teveccüh bir türlü hazmedilemedi.

Camilerin kapısına yaralanan kilit Menderes'le beraber kırıldı. İlim ve irfan yuvaları olan imam hatip okulları onun döneminde açıldı. 18 senelik hasretin peşinden Tanrı-u Ekber nidaları minarelerden ilk kez onun zamanında duyuldu.

Adnan Menderes, İsmet İnönü şeklinde biri değildi

Hepimiz şeklinde Menderes'i de kendi koşulları içinde değerlendirmek gerekir. Menderes, elbet İsmet İnönü şeklinde biri değildi. Devletin İnönü şeklinde yönetilmemesi gerektiğine inanıyordu.

Menderes, günlük hayatında bir CHP milletvekili şeklinde yaşıyordu. Sadece o günün dünyasında "Ben böyle olsam da bu halk benim gibi olmamalı" inancı kimi idareciler içinde yaygındı. Menderes, büyük oğullarına olmasa bile ufak oğluna İslami bir eğitim vermeyi göze almıştı. Günlük hayatta günahkâr olarak malum bir babanın çocuğuna İslami bir eğitim verdirmesi bugün için anlaşılması zor ise de o günün dünyasında anlaşılır bir durumdu. Zira o günün kimi adları günahkârlığa düşmüşlerse de günahkârlığı bir felsefe olarak benimsememişlerdi. Hâlbuki bugün, günahkârlık hepimiz için olmasa da en azından bir kesim için bir tür "hayat anlayışı, dünya görüşü" haline gelmiş durumda.

Menderes, ölümü göze alarak ezan üstündeki yasağı kaldırdı. İmam hatip liselerini açtı ve güçlendirdi. Fakat tüm bunlardan öte halka dönerek "Siz ne isterseniz o olur" dedi. Sistem bunu kendi ölümü olarak görüyordu. Zira sistem iş başına geldiği 1908 II. Meşrutiyet darbesinden bu yana asla halkın istediğinin gerçekleşmesine izin vermemiş; bu yöndeki taleplerin hepsini geçmişe dönmek olarak değerlendirmişti. Nitekim Menderes'in bu sözünü de "Ey halkım, sen istersen Hilafeti bile getirirsin" diye anlamış, öyleki duyurmuş ve bunu onun idamına gerekçe yapmıştı. Tek Parti sistemi, halkın iradesine uymayı kendi ölümü olarak görüyor; bu yöndeki adımları kendi canına kast olarak değerlendiriyor ve buna, o kastı yapanların canına kastla yanıt veriyordu.

CHP'ye yakın basın gösterim organlarının yalanları

O günkü gazete haberlerinde Merhum Menderes'in Kars ve Ardahan'ı Ruslara satmak istediğinden, Cumhurbaşkanı Bayar'ın banka hesabında 103 milyon lira bulunduğuna, Fatin Rüştü Sıkıntılı'nun Avrupa'da binmiş olduğu arabanın altınla kaplandığından, yüzlerce öğrencinin cesetlerinin kıyma makinesinden geçirildiğine, Hasan Polatkan'ın zimmetinde 4 milyon lira çıktığından, Menderes ve Bayar'ın 12 tayyare dolusu altın ve parayı kaçırdıklarına kadar yüzlerce haber yapılmış oldu.

Deli saçması ve karacılık dolu bu haberler darbeciler tarafınca hazırlanıp CHP yönetimi tarafınca dillendirildi, yayıldı. Bunun yanında devrin CHP Genel Başkanı, ordu başta olmak suretiyle kamu görevlileri üstünden baskı kurarak devleti işlemez, hizmet üretemez hale getirmeye çalıştı.

Darbe bildirisini Alparslan Türkeş okudu

Ülkede gerginlik sürerken 27 Mayıs 1960 sabah saat 03.15'te piyade birlikleri ve süvari grubu, 3.30'da tanklar hareket etti. Saat 4.36'da Albay Alparslan Türkeş tarafınca radyoda okunan ilk bildiri ile askeri darbe tüm Türkiye ve dünyaya diye deklare edildi.

Türkeş tarafınca Ankara Radyosundan okunan bildiriyle ''ihtilal'' duyuruldu. Bildiride şöyleki denildi:

"Sevgili vatandaşlar! Dün gece yarısından itibaren, tüm Türkiye'de, deniz-hava-kara Türk Silahlı Kuvvetleri, el ele vererek, memleketin idaresini ele almıştır. Bu hareket, Silahlı Kuvvetler'imizin ortaklaşa ortaklaşa iş yardımıyla, kansız başarılmıştır! Sevgili yurttaşlarımızın sükûn içinde bulunmalarını ve resmi sıfatı ne olursa olsun asla kimsenin sokağa çıkmamalarını rica ederiz.

Bugün demokrasimizin içine düşmüş olduğu bunalım ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekâta, Silahlı Kuvvetlerimiz partileri, içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü yansız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve özgür seçimler yaptırarak idareyi, hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek suretiyle girişmiş bulunmaktadır."

23 Mayıs Pazartesi, harekât zamanı 25 Mayıs 1960 olarak kararlaştırılmış ve parolalar belirlenmişti: Zamanında gerçekleşirse "Dündar Seyhan'ın oğlu sınıfını geçti.", ertelendiği takdirde "Dündar Seyhan'ın oğlu bütünlemeye kaldı."

Gözaltılar

İlk olarak Tuğgeneral Yusuf Demirdağ evinden alınıp Harp Okulu'na getirildi ve nezarethaneye kapatıldı. Bundan sonrasında Refik Koraltan getirildi. 2. Ordu komutanı Orgeneral Suat Kuyaş da enterne edildi. Celâl Bayar Çankaya Köşkünde Baytar Tuğgeneral Burhanettin Uluç, Topçu Yarbay Abdullah Tardu, Kurmay Albay Sami Minik tarafınca gözaltına alındı. Celal Bayar, gözaltına alınmadan evvel silahı ile şakağına ateş ederek intihar teşebbüsünde bulunmuş fakat yanında bulunanlar buna engel olmuştu.

Adnan Menderes Eskişehir'den Konya'ya gitmek suretiyle Kütahya'ya geçtiğinde Bulgu Tabur Komutanı Agasi Şen ve Binbaşı Muhsin Batur tarafınca gözaltına alındı ve Ankara'ya getirildi. Darbenin ilk günü, Bayar, Menderes, Koraltan, Fatin Rüştü Sıkıntılı ve Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur ve öteki hükûmet üyeleri Harp Okulunda, öğrenciler tarafınca darp edilip enterne edildi. İçişleri Bakanı Namık Gedik ise tutuklu olduğu odanın penceresinden aşağıya atlayarak intihar etti fakat pencereden aşağıya atılarak öldürülmüş olduğu de ifade edildi.

27 Mayıs 1960'tan, sözde seçimlerin yapıldığı 15 Ekim 1961 yılına kadar geçen süre, askerin Millî Birlik Komitesi (MBK) eliyle cunta olarak iktidarda olduğu dönemdi. Bu zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin anayasal tüm hak ve yetkileri 38 subaydan kurulu MBK'nin eline geçti. MBK ülkeyi yayımladığı tebliğlerle askeri cunta olarak yönetim etti.

27 Mayıs sonrasında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Menderes, hükûmet üyeleri ve aralarında Millî Savaşım'nin mühim komutanlarından Ali Fuat Cebesoy'un da olduğu Demokrat Parti milletvekilleri, parti yöneticileri, asker ve bazı üst düzey kamu görevlileri tutuklanarak Yassıada'ya götürüldü. Burada tutuklulara ağır işkence ve fena muameleler yapılmış oldu. İşkence ve fena muameleler neticesinde Cemil Keleşoğlu ve Namık Gedik'in intihar etmiş olduğu açıklandı. Hatta DP avukatlarından Hüsamettin Cindoruk, Namık Gedik'in intiharının dahi şüpheli olduğuna dikkat çekti.

Tutukluluk süresinde; Yusuf Salman, Lütfi Kırdar, Gazi Yiğitbaşı, Yümnü Üresin, Nuri Yamut ve Kenan Yılmaz hayatlarını kaybettiler.

İdamlar gerçekleştirildi

Fatin Rüştü Sıkıntılı ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961'de sabaha karşı, Adnan Menderes ise İmralı Adası'nda 17 Eylül 1961'de saat 13.21'de idam edildi.

Sıkıntılı, Polatkan ve Menderes'in dışındakilerin cezaları infaz edilmeyip, hapis cezasına çevrildi.

Sözde yargılamalarla bir hukuk cinayetinin de yaşandığı 27 Mayıs darbe periyodu Türkiye tarihinde kara bir kir olarak yer almıştır. Nezaketleri, kibarlıkları, insani hasletleriyle gönüllerde yer etmiş, büyük devlet adamlıkları ve vakarlarıyla da tarihe geçmiş şahsiyetler olan Menderes, Sıkıntılı ve Polatkan, vefatlarının üstünden 63 yıl geçse de milletin gönüllerindeki yerlerini korumuşlardır.

Kaynak:İlke Haber Ajansı (İLKHA)

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.